Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |
ZiraatRSSYorum RSS

Kivi'nin Besin Değeri 

Kivi yüksek miktarda C vitamini içerir. Bu yönüyle bir çok meyveden üstündür. Bu özellik kivi meyvesine değer katan ve aranan bir meyve olmasını sağlayan etmenlerin başında gelmektedir. Hunan Tarım Enstitüsü tarafından yapılan araştırmaya göre, kivilerdeki C vitamini oranı şöyle tespit edilmiştir. Analiz yapılan kivilerin ¼’ünün 100 mg/100g’dan daha az C vitamini içerirken, ¼’ünde 100mg/100g’dan daha fazla, ¼’ünde de 200 mg’ın üzerinde ve geriye kalan diğer kivilerde ise 400 mg/100g’dan daha fazla C vitamini olduğunu tespit etmişlerdir. Meyvelerin C vitamini seviyesi çevre şartlarına, gelişme ve olgunlaşma durumuna hatta meyvenin bitkide bulunduğu yere göre de değişmektedir (Tablo 1.).

Kivinin yenilebilen 100 gramındaki besin değeri
Su g 83,05 Çinko (Zn) mg 0,16
Enerji kcal 61 Selenyum (Sl) mcg 0,6
Lifli Madde (Posa) g 2,6 Kükürt (S) mg 16
Protein g 0,99 Bakır (Cu) mg 0,1
Toplam Yağ g 0,44 Bor (B) mg 0,2
Karbonhidratlar g 14,88 Vitamin C mg 105
Kül g 0,64 Thiamin mg 0,02
pH 3,5 Riboflavin mg 0,05
Kalsiyum (Ca) mg 35 Niasin mg 0,5
Demir (Fe) mg 0,5 Vitamin B-6 mg 0,09
Klor (Cl) mg 50 Folik asit mcg 10,6
Magnezyum (Mg) mg 28 Lutein mcg 180
Fosfor (P) mg 40 Vitamin A IU 175
Potasyum (K) mg 332 Vitamin E mg ATE 1,12
Sodyum (Na) mg 4 Kolesterol mcg 0
Tablo 1. Kivinin besin değeri
Yetişkinlerin günlük alması gereken C vitamini oranı 75-100 mgr arasındadır. Pazarlanabilir meyve ağırlıkları 80 gr’ın üzerinde olduğuna göre bir kivi meyvesi yetişkin bir insanın günlük C vitamini ihtiyacını fazlasıyla karşılar. Ayrica C vitamini dış etkenlere bağlı kanserojen maddelerle mücadele etme gibi bir özelliği bulunmaktadır.Bu yüzden kivi bir çok kaynakta “sağlık meyvesi” olarak da bilinir.
Genç meyvelerde fazla bulunan quinik asit, askorbik asidin oluşmasıyla ortamdan kaybolur. Meyve iki saat kaynatılırsa askorbik asit 20% oranında azalır. Ayni oranda askorbik asit donmuş meyvelerin oda sıcaklığına getirilmesiyle kaybolduğunu tespit etmişlerdir. Kiviler yumuşatıcı özelliği olan proteolitik enzimlerden aktinidin ihtiva ederler ve bu enzim ile sindirime yardımcı olurlar. Olgunlaşmış meyvelerde tanen oranı 0,95% gibi çok düşük değerdedir. Yeni Zelanda’da yapılan araştırmalara göre kivi meyvesi folik asit, potasyum, krom ve E vitamini yönünden zengin olduğu tespit edilmiştir.
Çin’in Shandong Tarım Üniversitesinde araştırma yapan bilim adamları kivinin; hepatit, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları gibi pek çok hastalığın kontrolünde önemli etken olduğunu ve ayrıca meyvesinin suyu sindirim sisteminde kanser oluşturan nitrit bileşiklerinin sentezini önleyerek yemek borusu, mide ve kalın bağırsak kanserlerinin oluşmasını engellemede önemli rol oynadığını tespit etmişlerdir. Ayrıca içerisindeki değişik mineral maddeler sayesinde stres azaltıcı etkisi de bulunmaktadır.
Kivi üzerine araştırmalar dünyada ve özellikle ABD’de yoğun bir şekilde devem etmektedir. Amerika’da yapılan araştırma sonuçlarına göre; kivi kolesterol seviyesini düşürücü, kanı temizleyici özelliği yanında göğüs hastalıklarının tedavisinde çok faydalı olduğu, grip ve soğuk algınlığının çabuk atlatılmasını sağladığı, kan basıncını ayarlayıp tansiyonu düşürdüğü ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirerek vücut direncini artırdığını tespit etmişlerdir.
Kivinin toksisitesi konusunda yapılan araştırmalarda, tüyleriyle birlikte yendiğinde boğaz tahrişine (kaşıntısına) sebep olabileceği ve ayrıca kiviye karşı vücudun reaksiyonu belli olmadan çok fazla kivi tüketilmesinin de sakıncalı olabileceğini belirtmektedirler. Eskiden Çin’de köpeklerdeki uyuz hastalığının tedavisinde , kivinin dal ve yapraklarını kaynatılarak elde ettikleri sıvıyı kullanmışlardır.
Vücudumuzun günlük ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerin onda birini kividen karşılamamız halinde, sağlığımız açısından çok önemli sonuçlar ortaya çıkacağını tahmin etmekteyim.


Mehmet ÖZDEMİR
Tarım İlçe Müdürü
Arsin/TRABZON

Dünya Süt Günü 

21 MAYIS DÜNYA SÜT GÜNÜ


21-27 Mayıs 200



Binlerce yıldan beri insanoğlunun yiyeceklerle başı dertten kurtulmamıştır. Ancak son iki yüzyılda modern tarım ve endüstrinin gelişimi ile insan yaşamında önemli değişiklikler olmuştur. Özellikle bu yüzyıl içinde bilim ve teknolojinin baş döndürücü bir hızla gelişmesi ile gıdaların bileşiminde bulunan besin öğelerinin ortaya çıkarılmasına, daha sonra bu öğelerin insan organizmasındaki görevlerinin bilinmesine yol açmış ve böylece beslenme ve sağlık arasındaki ilişkinin önemi ortaya çıkarılmıştır.
Bugün 800 milyon insan yetersiz beslenme ile karşı karşıyadır. Her yıl beş yaşın altında on milyonun üzerinde çocuk açlıktan ölmekte ve 200 milyon çocuk akut veya kronik protein ve enerji yetersizliği çekmektedir. Buna karşın devletler her yıl silahlanmaya 778 milyon dolar harcamaktadır. Dünyadaki en zengin 358 kişinin geliri dünya nüfusunun en fakir kesimini teşkil eden % 45’inin toplam yıllık gelirinden daha fazla bir meblağ olduğu ifade edilmektedir.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından başlatılan “Süt Tüketimini Artırma Kampanyası” çerçevesinde 21 Mayıs dünya süt günü ve bunu kapsayan hafta süt haftası olarak kutlanmaktadır.
Amaç; bilinmeyen veya tüketilmeyen bir gıda maddesini halka tanıtmak değil, aksine bilinen ve halkın çoğunluğu tarafından da sevilerek içilen süt gibi mükemmel bir besin maddesinin tüketimini artırmaktır. Çay ve kola insanın sinir sistemini olumsuz etkilerken, sütün içerisindeki fosfolipidler beyin ve sinir hücreleri için hayati önem taşımaktadır. Ayrıca kolaya ödenen para yurt dışına giderken, süte ödenen para direk çiftçinin cebine gitmektedir. Sağlıklı yaşamak için mutlaka süt içmeliyiz ve böylelikle hem ülkemiz, hem çiftçimiz ve hem de biz kazanmış oluruz.
Beslenme açısından insan sağlığı ile çok yakından ilgili olan süt, diğer taraftan kaynak teşkil ettiği ve insanlara kolayca bulaşabilen ve tedbir alınmadığı taktirde salgın haline gelebilecek çok sayıda hastalığı taşıyan tehlikeli bir vasıta olabilir.
Sütün halkın beslenmesi ve sağlıklı olmasında müstesna yeri vardır. Her yeni doğan yavrunun ilk gıdası süttür. Özellikle çocuklara enerji ve büyüme için gerekli maddeleri sağlayan süt bileşenlerinin yanında mineraller, vitaminler, enzimler, antikorlar ve beslenme açısından önem taşıyan diğer organik bileşikler de sütte bulunur. Süt, süt halinde tüketildiği gibi değişik mamullere işlenerek de tüketilmektedir. Süt ve mamulleri soframızdan eksik olmamakta, hatta bazı atasözlerine bile girmiştir. Mesela “peynir ekmek hazır yemek” , “sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” gibi.
Toplumumuzda süt tüketimi yıllara göre giderek azalmakta, buna bağlı olarak çay ve kolalı içeceklerin tüketimi artmaktadır. Süt yerine çayı, ayran yerine gazozu tercih etmemeliyiz. Beslenme açısından bunları kıyas etmek bile mümkün değildir. Ne yazık ki, gelişmekte olan bizim gibi ülkelerin insanları oldukça pahalı olan süt ve mamullerini satın alamayacak kadar fakirdir. Devletin süt tüketimini teşvik ederken diğer taraftan da halkın alım gücünü dikkate alarak süt fiyatlarında sübvansiyona gitmesi gerekir. Yoksa gıdalar arasında mükemmele en yakın olan sütün değeri bilinse bile tüketimi istenen derecede artmaz.
Peygamber efendimiz (S.A.V.) “Ben dünyada sütün yerini tutacak hiçbir yiyecek ve içecek bilmiyorum” buyurarak ashabına devamlı süt içmelerini tavsiye buyurmuştur. Çünkü süt besin değeri açısından zengin bir gıdadır. Proteinlerin yapıtaşlarını oluşturan amino asitlerdir. Büyümekte olan çocukların vücutları için gerekli olan amino asitler yeterli miktarda alınamazsa çocuğun fiziki gelişimi zorlaşır. Amino asitler vücut dokularının tamiri için de gereklidir. Süt proteini 20 değişik amino asitten oluşur. İnsan vücudunun ihtiyaç duyduğu bütün amino asitleri ihtiva eder. Süt yağı kolay hazmolabilen besleyici ve en önemli enerji kaynağıdır. İçindeki fosfolipidler beyin hücrelerinin yapımında kullanılır. Süt şekeri bağırsaktan kalsiyum ve magnezyumun emilmesine yardımcı olur. Aynı zamanda laktoz önemli bir enerji kaynağıdır. Laktoz ilaç, gıda, çocuk mamaları yapımı gibi değişik sanayi kollarında kullanılmaktadır.
Mineral maddeler bakımından süt, kemik ve diş sağlığı açısından çok önemli olan kalsiyum ve fosforu bol miktarda içerir. Süt enzimatik ve diğer reaksiyonlarda lüzumlu bileşenler olarak görev yapan elementler bakımından da önemli bir kaynaktır. Vitaminler bakımından yağda eriyen (A.D,E,K) vitaminleri B grubu vitaminleri ve C vitaminini bünyesinde bulundurmaktadır.
Süt demir ve D vitamini yönünden kısmen fakir olduğundan özellikle Avrupa ülkelerinde sütler D vitaminince zenginleştirilmektedir.
Mikroorganizmalar gerek insan vücudundaki faaliyetleri ile doğrudan doğruya, gerekse dolaylı olarak, insanlar tarafından tüketilmeden önce süt ve mamullerinde meydana getirdikleri toksinler veya diğer zararlı bileşikler ile insan sağlığını etkileyerek hastalandırıcı olabilir. Mikroorganizmalar hayvan ile tüketici arasındaki pazarlama zinciri boyunca, her hangi bir safhada süt ve mamullerine bulaşması mümkündür. Süte bulaşan mikroorganizmalar iki kategoride incelenir. Birincisi saprofil organizmalar, sütü bozucu mikroorganizmalardır. İkinci grupta olanlar patojenler; yani hastalık yapıcı organizmalardır.Açık ambalajda satılan çiğ ve pastörize sütler tüketilmeden önce mutlaka kaynatılmalıdırlar.
Sütle insana bulaşan bir çok hastalıklar vardır. Bunlardan şarbon, tifo, paratifo gibi hastalıklar insanlara da bulaşabilir. Süt çok iyi besin maddesi olduğu gibi tedbir alınmadığı taktirde çok sayıda hastalığı taşıyan tehlikeli bir vasıta da olabilir.
Endüstrileşmiş toplumlar, bugün beslenme ve buna bağlı sağlık sorunlarının büyük bir kısmını bilim ve teknolojideki hızlı gelişme sayesinde çözümlemişlerdir. Bu toplumlarda sorunlar çehre değiştirmiş, yetersizlikler yerini aşırı ve dengesiz beslenmeye bağlı şişmanlık, şeker hastalığı, kalp -damar hastalıkları gibi hastalıklarla ayrıca pestisitler, hormonlar ve katkılar gibi kimyasal mücadeleye yani sağlıklı gıda üretim ve tüketimine terk etmiştir. Beslenme yetersizlikleri ve bağlı sorunlar, en etkin yöntemler olan eğitim ve zenginleştirme ile çözümlenmiştir.
Ülkemizde yıllık kola tüketimi kişi başına 34 litredir. Bu rakam yıldan yıla artış göstermektedir. Kola ve benzeri içeceklere verilen paraların bir kısmı yurt dışına giderken süt, ayran gibi içeceklere verdiğimiz paralar direk çiftçinin cebine girmektedir. Onun için hem sağlık ve hem de ülke ekonomisine katlı amacıyla süt içip, çevremizdekilere süt içmeyi tavsiye etmeliyiz.

Mehmet ÖZDEMİR
Tarım İlçe Müdürü
Arsin /TRABZON